<body><script type="text/javascript"> function setAttributeOnload(object, attribute, val) { if(window.addEventListener) { window.addEventListener('load', function(){ object[attribute] = val; }, false); } else { window.attachEvent('onload', function(){ object[attribute] = val; }); } } </script> <div id="navbar-iframe-container"></div> <script type="text/javascript" src="https://apis.google.com/js/plusone.js"></script> <script type="text/javascript"> gapi.load("gapi.iframes:gapi.iframes.style.bubble", function() { if (gapi.iframes && gapi.iframes.getContext) { gapi.iframes.getContext().openChild({ url: 'https://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID\x3d19129094\x26blogName\x3dfocusdergisi\x26publishMode\x3dPUBLISH_MODE_BLOGSPOT\x26navbarType\x3dBLUE\x26layoutType\x3dCLASSIC\x26searchRoot\x3dhttp://focusdergisi.blogspot.com/search\x26blogLocale\x3dtr_TR\x26v\x3d2\x26homepageUrl\x3dhttp://focusdergisi.blogspot.com/\x26vt\x3d7487472085707101893', where: document.getElementById("navbar-iframe-container"), id: "navbar-iframe" }); } }); </script>

Cuma, Eylül 30, 2005

JetConcept


Adidas'ın JetConcept adlı yüzücü giysisi hem sudan kaynaklanan sürtünmeyi azaltıyor hem de yüzücünün suyu daha iyi yarmasını sağlıyor. Giysideki özel "kılçıklar" suyu yönlendiren birer kanal işlevini görüyor ve suyun yüzücünün sırtından kolayca akmasını sağlıyor. Sonuç, yüzücülerin daha hızlı yüzmesi ve yüzerken daha az yorulması.

Yüzücü Ian Thorpe, Adidas'ın JetConcept'ini 1999'da giymeye başladı. Çok iyi bir yüzücü olmasının yanı sıra biraz da teknoloji sayesinde Sydney Olimpiyatları'nda üç altın, iki gümüş kazandı.

Giysi, bir yüzücünün yüzde 8 yavaşlamasına yol açan suyun sürtünme katsayısını azaltmakla kalmıyor. Aynı zamanda suyun yüzücünün gövdesinden kolayca akmasını sağlıyor ki, bizzat suyun akış şekli bir sporcunun yüzde 58 hız kaybından sorumlu!

JetConcept günümüz sivil uçaklarının gövdesi ve kanatlarında bulunan V şekilli oluklardan yararlanıyor. Nitekim yukardaki resim, 1/10 ölçekli süpersonik uçak maketlerinin aerodinamik testlerinin yapıldığı rüzgâr tünelinde çekildi!


Kaynak: Rüzgârla Yarışanlar, Focus Ağustos 2004

Perşembe, Eylül 29, 2005

Türk askerinin "yeni piyade tüfeği"


M-4 piyade tüfeği atış anında

İki gün önce ulusal gazetelerde çıkan bir haber, eminim askerliğini yapmış pek çok Türk gencinin dikkatini çekmiştir. Haber, Düzce'de dünyanın en büyük silah fabrikalarından birini kuran Sarsılmaz'ın Colt ile ortaklaşa, Amerikan özel birliklerinin "taktik stratejik tüfeği" M-4'ün Türkiye'de üretilmesi anlaşması imzalamasını gündeme taşıyordu.

Peki, M-4 tüfeğini bu kadar özel kılan ne? Anlatalım...

Türk ordusunun silah parkının ve mühimmatının modernleştirilmesi kapsamında başlatılan program çerçevesinde, eski ve ağır G-3'lerin değiştirilmesine karar verilmişti. Türk ordusunun yeni piyade tüfeğini belirlemek amacıyla açılan ihaleye, aralarında Avusturya'dan Steyr Aug, İsrail'den Galil, ABD'den M16A2, Almanya'dan HK-33, Fransa'dan Famas, Singapur'dan Sar-80 model tüfekler katılmıştı. İhaleyi, en ucuz modellerden biri olan HK33 kazanması ve bu yeni tüfeklerin arazide çatışmaya giden erler tarafından beğenilmemesi, askeriye içinden şikayetlerin yükselmesine yol açmıştı...

Türk ordusundaki yaklaşık 500.000 adet piyade tüfeğinin bir plan çerçevesinde yenilenmesini öngören modernizasyon projesi, MKE fabrikalarında lisansla üretilen 130.000 kadar HK33'ün teslimatından sonra yeni alım yapılmaması ile "pratikte" durmuş durumda.

Heckler Koch'un artık internet sitesine bile koymadığı HK33, değişen NATO konsepti çerçevesinde, düşmanı öldürmeyip yaralayarak, cephe gerisinde bu yaralının bakımı ile ilgilenen iki sağlam kişinin savaş alanından çekilmesini amaçlayan "taktik stratejik" bir tüfek olmasına karşın, Güneydoğu'da PKK militanlarının kullandığı AK47'lere (Kalaşnikof) karşı zayıf kaldı. Türk Genelkurmayı'nın, HK33 gibi TSK ve MKE'nin mevcut teknolojik altyapısı ile kolaylıkla yapılabilecek bir modele lisans bedeli ödenmesinden de rahatsız oluyordu...

Bu noktada, Türk Genelkurmayı'nın Sarsılmaz'ı, Yunanistan gibi komşu ülkelerde kullanılan HK56'ya karşı koyabilecek ve güvenilirliğini dağlık ve ormanlık savaş ortamlarında kanıtlamış "yeni nesil" bir piyade tüfeğinin üretimi için zorlamaya başladığı biliniyordu. İtalya'daki Bernardelli fabrikalarını satın aldıktan sonra İsrail'in Uzi'sini üreten fabrikaların tüm know-how'una da sahip olan Sarsılmaz'ın, bu nedenle Colt'u Türkiye'de üretim yapmaya ikna ettiği konuşuluyor.

Öncelikle Genelkurmay bünyesindeki özel kuvvet ve birliklerin kullanımına yönelik üretilmesi beklenen M-4 piyade tüfekleri, bugün Amerikan ordusunda halen kullanılmakta olan M16A2'lerin önemli oranda hafifletilerek geliştirilmiş bir modeli... M16A2'lerin 1.002 mm'lik boyuna karşılık 854 mm'lik uzunluğu, hafifliği ve sessiz çalışma özellikleriyle öne çıkan M4, daha güçlü optik özellikler, lazer ile hedefleme, gece görüş sistemleri gibi eklerle çok hızlı bir şekilde özelleştirilebiliyor. M-4'ün asıl üstünlüğü, SOPMOD (Special Operations Peculiar Modification) kitleri ile bu silahın son derece ölümcül bir silaha dönüşüm geçirebilmesinde yatıyor...

2008'den itibaren Amerikan Ordusu, M4'leri de bırakarak XM8 adında yepyeni bir piyade tüfeğini kullanmaya başlayacak. Sarsılmaz, XM8'i de Türkiye'ye getirir mi dersiniz?

Pazartesi, Eylül 26, 2005

Bir kapak nasıl devrilir?


Dergicilik keyifli bir iştir. Eğer siz de etrafınıza kitaplardan ve "gündüz gözüyle gördüğünüz" hayallerden bir dünya ördüyseniz ve yazmak artık sizin için vazgeçilmez bir tutkuya dönüştüyse, boşuna uğraşmayın... İçinizden gelen bu sesi dinleyin. İşletme, mühendislik, hukuk fakültelerini boşu boşuna okuyup, bir ömür boyu pişman olmayın. İlerde makine mühendisi ya da avukat olduğunuzda bile içinizden eksik olmayacak bir sızı olarak kalacaktır yazma dürtüsü...

Yazarlığa giden en kısa yollardan biridir dergicilik. Bu uğurda sabahlara kadar çalışmak, aynı yazıyı baştan yazmak ve uykusuzluk çekmek gözünüzü korkutmuyorsa, kapımız sizin gibilere sonuna kadar açıktır!

Ama önce gözünüzü biraz korkutalım. Dergicilikte çok iyi olduğunu sandığınız işler, siz göz açıp kapayıncaya kadar çöpe gider. Bazen daha iyisini çıkarabilmek için, ödemek zorunda olduğunuz bir bedeldir bu. Tıpkı, yukarıda gördüğünüz kapak gibi...

Yukardaki kapağı, görsel yönetmenimiz Tarkan İkizler hazırladı. Aslında bu kapak, Tarkan'ın hazırladığı kapak alternatiflerinin ikincisiydi ve Macintosh'un ekranında büyütülüp tüm ekip ona baktığımızda o sayının ışıltısını ve heyecanını yeterince yansıtamadığını hissettik. Sorun sadece "ışıltı" değildi elbette. Bu ilk taslağın içinde hem "Ulusal İşletim Sistemi" Pardus hem de "Kayıp Kentin Sokak Haritası" eki kaybolmuştu...

Tarkan İkizler, üçüncü ve dördüncü kapakları da çizdikten sonra, bir beşincisinin daha denenmesine karar verildi. Aşağıda göreceğiniz beşinci kapak çalışmasından sonra, hepimizin ağzından şu sözler döküldü: "Tamamdır bu iş..."



Bu, sadece bu sayıda değil, neredeyse her ay yaşadığımız bir süreç! Tarkan'ın bu son resim için bir hafta içinde 22.500 görsele baktığını söylesem, bilmem ne düşünürsünüz?

Pazar, Eylül 25, 2005

Kitap kazanan okurlarımız belli oldu!


Bir süre önce Focus Blog'da açtığımız başlattığımız ödüllü yarışma sona erdi. Yarışmada, okurlarımıza "Bugün Amerika kıtasının 'doğum belgesi' olarak kabul edilen ve geriye kalan tek nüshası Ulusal Kütüphane'de saklanan haritanın adını" sormuş doğru cevabı veren 5, 15, 25, 35 ve 45'inci okurlarımıza kitap hediye etmeyi taahhüt etmiştik...

Doğru cevap, "c" şıkkı yani Waldseemüller'di. Waldseemüller'in yeni bulunan bu kıtaya "yanlışlıkla" Amerika demesinin ilginç bir hikâyesi var...

1507 yılında, coğrafi keşiflerden son derece etkilenen Lorraine dükü, Saint Die kasabasında ünlü kâşiflerin seyahatnamelerini çoğaltacak bir matbaa kurdurmuştu. Dük, 1504 yılında, bu matbaanın başında özensiz bir marangoz olan Martin Waldseemüller’i getirdi.

Dük, matbaada basılacak ilk kitapların bu seyahatnameler olması için Waldsemüller’e emir verdi. Martin Waldseemüller, bu seyahatnamelerin Latince'den çevirisini yapan Matthias Ringmann’ı yanına yardımcı olarak almıştı. Kötü ve metne ekler yapmayı seven bir çevirmen ile özensiz bir marangozun yapacağı hatalar silsilesi, dünya tarihini değiştirmişti...

1500’lerin matbaa teknolojisinde ahşap kalıplar kullanılmaktaydı. Marangozun kalıplara oyarak yazdığı yer adı ve çizimlerdeki hatalar, geri alınamıyordu. Buna özensiz bir çevirmen olan Ringmann’ın katkıları da eklenince, bu matbaada basılan dünya haritasında ciddi hatalar yer almıştı. Hataların en ciddisi, hiç şüphesiz haritanın sol alt kısmında yer alan notta yer alıyordu:

... dördüncü kısım Americus Vespiccius tarafından keşfedildi. Bu nedenle bu bölgeyi Americus diye çağırmakta hiçbir sakınca görmüyorum. Ne de olsa buraları bulan büyük bir kültür adamı o. Kıta adları Asia, Europa gibi hep kadın ismi olduğuna göre buraya da America demeliyiz...

1507’de 1.000 adet basılan ve dünyanın dört bir yanına dağılan Waldseemüller haritasındaki bu tarihi hata, sonraki basılan haritaları da etkileyecekti. 1513’e gelindiğinde, haritadaki pek çok hata düzeltilmiş ve “Yeni Dünya”nın üzerine bu kez “Terra Incognita” yani “bilinmeyen topraklar” yazılmıştı. Ama iş işten geçmişti bir kere...

(...)

Yarışma sona erdi, ancak doğru cevaplar arasında sayım yaparken, kazananlar arasında, bir önceki yarışmamızda kitap kazanan Onur Akansel'in tekrar yer aldığını gördük. Olası bir yanlış anlamayı engellemek üzere, doğru cevabı veren 46. kişiye de bir kitap hediye etmeye karar verdik.

Talihlilerimizin isimleri şöyle:

Zafer Karkaç
Cem Aksakal
İbrahim Bayraktar
Cemil Cengiz
Onur Akansel
Fatma Hüma Özay Çelik

Perşembe, Eylül 08, 2005

Kötülük Tanrısı Hûrican

Geçtiğimiz günlerde Focus Blog'a katılarak aileye geri dönüşüme eşlik eden, ama ilki gibi sevindirici olmayan başka bir olay daha vardı: Katrina Kasırgası.

Henüz kendisinden kaçıp Houston'a sığınmış ve Türkiye'ye dönmeye çalışırken, kasırgaya neden insan ismi konulduğunu merak edip araştırmış ve bununla ilgili ilk blog yazımı yazmaya karar vermiştim. Fakat günler geçip, bir süredir yaşamakta olduğum ve farketmeden çok da sevmeye başladığım New Orleans'ta, sular çekilmek yerine yükselince beni acayip bir hüzün aldı. Böyle büyük bir felaketin ardından, kasırgaların isimlendirilişi gibi bir konudan bahsetmek bir anda bana duygusuzca göründü. Yine de, Focus'a ve geçici bir süreliğine Türkiye'ye dönmenin verdiği mutlulukla kendimi toparladım. Merak duygusu kasırga dinlemiyormuş. İşte size kasırgalarla ilgili ilginç birkaç bilgi:

İngilizce'de kasırga anlamına gelen hurricane kelimesi, Karayipler'in kötülük tanrısı Hurican'dan türemiş. Karayipler'de hoşnutsuzlukla anılan bu tanrının köklerini, Maya'ların yaratıcı tanrılarından biri olan ve okyanuslara üfleyip karaları oluşturduğuna inanılan Hurakan'dan aldığı düşünülüyor. Anlaşılan günümüzde işler biraz tersine dönmüş durumda. Sanrım tanrılar can sıkıntısından okyanusları karalara üflemeye başladılar.

Fırtına, kasırga gibi hava olaylarına genel olarak siklon deniyor. Tropik bölgelerde oluşanlara ise tropik siklon adı veriliyor. Siklonlara Dennis, Katrina gibi insan isimleri verilmesinin sebebi ise, hem uzmalara, hem de halka kolaylık sağlamak. Çünkü bir fırtına hafta boyunca devam edebiliyor, ve aynı anda oluşan birkaç fırtına ya da kasırgayı birbirinden ayırmakta zorluk çekilmemesi için onları bu şekilde isimlendirmek en pratik çözüm olarak görülüyor. Dünyanın farklı bölgelerinde siklonları isimlendirmek için şimdiye kadar farklı ölçütler kullanılmış. Örneğin Kuzey Batı Pasifik'te oluşan siklonlar için insan isimleri yerine hayvan, bitki hatta yiyecek adları, kimi zaman çeşitli sıfatlar kullanılıyor. Atlantik Okyanusu ve Meksika Körfezi'nde oluşan (yani an itibariyle ilgi alanımıza giren) siklonlara ise erkek ve kadın isimleri veriliyor.

Tropik siklonları 20. yüzyılın başlarında ilk kez Avustralyalı bir meteoroloji uzmanı bu şekilde isimlendirmiş. Kendisinin siklonlara sevmediği politikacıların isimlerini verdiği söyleniyor. Daha sonra 2. Dünya Savaşı sırasında Amerika Hava ve Deniz Kuvvetleri meteoroloji uzmanları siklonlara kız arkadaşlarının ya da eşlerinin isimlerini vermeye başlamışlar.

İsimlendirmeye ilişkin ilginç başka bir nokta da, artık bu isimlerin çok önceden belirleniyor olması. Yani Katrina kimsenin sevgilisi ya da karısı değil. Örneğin Meksika Körfezi'nde 2010'a kadar oluşacak siklonların isimleri belirlenmiş bile. İlginizi çekerse aşağıdaki linkte bölgelere göre tropik siklon isimlerinin listelerini bulabilirsiniz:
http://www.aoml.noaa.gov/hrd/tcfaq/B2.html

Son olarak, bana oldukça ironik gelen bir nokta, ABD'yi son iki yılda ciddi şekilde vurmuş olan iki kasırganın isimlerinin İvan ve Katrina olması. Umarım Ruslar kasırgaların artık keyfi isimlendirilmediğini biliyorlardır.