<body><script type="text/javascript"> function setAttributeOnload(object, attribute, val) { if(window.addEventListener) { window.addEventListener('load', function(){ object[attribute] = val; }, false); } else { window.attachEvent('onload', function(){ object[attribute] = val; }); } } </script> <div id="navbar-iframe-container"></div> <script type="text/javascript" src="https://apis.google.com/js/plusone.js"></script> <script type="text/javascript"> gapi.load("gapi.iframes:gapi.iframes.style.bubble", function() { if (gapi.iframes && gapi.iframes.getContext) { gapi.iframes.getContext().openChild({ url: 'https://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID\x3d19129094\x26blogName\x3dfocusdergisi\x26publishMode\x3dPUBLISH_MODE_BLOGSPOT\x26navbarType\x3dBLUE\x26layoutType\x3dCLASSIC\x26searchRoot\x3dhttp://focusdergisi.blogspot.com/search\x26blogLocale\x3dtr_TR\x26v\x3d2\x26homepageUrl\x3dhttp://focusdergisi.blogspot.com/\x26vt\x3d7487472085707101893', where: document.getElementById("navbar-iframe-container"), id: "navbar-iframe" }); } }); </script>

Çarşamba, Ağustos 31, 2005

Üçüncü yarışmamız başladı !

Prof. Dr. Selim Şeker / Anıl Korkut : Tehlikeli Oyuncak
Anna Johann : Çocuklarım, Köpeğim ve Ben
Walter Lübeck : Paranın Tao’su
Füsun Saka : Yeter ki Sen İste
Ayşe Kora : ABD’de Eğitimin ABC’si


FOCUS Dergisi yazarları, aşağıdaki soruyu doğru olarak cevaplayan 5, 15, 25, 35, 45'inci kişilere yukarıda listelenen kitaplardan birini hediye ediyor. İşte sorumuz:

Bugün Amerika kıtasının "doğum belgesi" olarak kabul edilen ve geriye kalan tek nüshası Ulusal Kütüphane'de saklanan aşağıdaki haritanın adı nedir?




Ad Soyad:

E-Posta:

Ortelius

Piri Reis

Waldseemüller

Ptolemaios



Cevabı dergide saklı.
İyi şanslar...

Salı, Ağustos 30, 2005

"Her köyün bir delisi, iki definecisi var!"


Bugün Türkiye’de, yaklaşık 3.000 antik kent, 20.000 höyük, 25.000 tümülüs olduğu biliniyor. İslamiyet öncesine ait de 25.000 anıt bulunuyor. Topladığınız zaman, 75.000 kültürel miras noktası anlamına gelir. Türkiye’de 50-55.000 bin köy olduğuna göre, her köye ortalama 1,5 arkeolojik nokta düşüyor demektir.

Bu madalyonun bir yüzü... Görünmeyen yüzündeyse, yaklaşık 100.000 (yazıyla: yüz bin) defineci var! Gazetelerde tam sayfa ilanları yayınlanan "define arayıcısı" metal detektörlerden satın alan tam 100.000 kişi, Anadolu'yu her gün delik deşik ediyor. Bu tür bir kaçak kazı sırasında bulunarak, New York'a kaçırılan Elmalı Hazinesi'ni 15 yıl süren bir mücadeleden sonra Türkiye'ye getiren gazeteci Özgen Acar'ın deyimiyle, bugün Türkiye'deki her köyün "bir delisi, iki definecisi" var....

75.000 arkeolojik mirasın 100.000 defineciye karşı umutsuz direnişi devam ediyor. Hatta siz bu yazıyı okurken harcadığınız zaman dilimi içersinde, bu noktalardan henüz keşfedilmemiş birinin yakınlarında bir yere, iki-üç kazma darbesi daha vuruldu! Her geçen gün bu rakam, birer-ikişer sıfıra doğru yaklaşırken, aslında biz eksiliyoruz....

Yağmalanan Anadolu, aynı hızla yurtdışındaki müze ve özel koleksiyonlarda yerini alıyor. Focus'un bu sayısında yağmalanan Anadolu'yu ve bizden çalınan mirasımızı anlattık. Temel taşlarına kadar çalınan antik kentler, eşsiz heykeller Anadolu'dan nasıl götürüldü? Hepsi, Focus'un eylül sayısında...

Perşembe, Ağustos 25, 2005

Bir fotoğraf karesinin düşündürdükleri...


Bazen okur daha dikkatlidir, sizin bir fotoğrafa bakıp da göremediğiniz ayrıntıları görür... Bu ay bize gelen en ilginç okur mektubunda, Mesrur Tulunay isimli okurumuz, Türk lejyonerler dosyasında yer alan bir "fotoğraf altı"na haklı olarak takılmış...

Fotoğraf altında tam olarak şu yazıyordu: "14 Temmuz 1942 tarihine ait bu kare, Alman ilerleyişinin en uç noktalarından birinde çekildi. "Güney cephesi"ni o günlerde Türkistan birlikleri savunuyordu..."

Mesrur Tulunay haklı olarak soruyor: "14 Temmuz 1942 tarihi verilmiş olmasına rağmen, kışlık üniformalı askerlerin olduğu bir kare var. Doğruluğu incelenmiş bir kare mi acaba?" diye...

Bu kare, dünyanın en büyük görsel kütüphanelerinden biri olan Bettmann/Corbis kütüphanesinden satın aldığımız bir fotoğraftı... Fotoğrafın IPTC kısmında yer alan bilgiyse aynen şuydu: "14 Jul 1942, Russia, USSR--- This photo was taken in one of the sectors of the Southern Front and shows a Red Army unit in action. They are on the offensive and hide behind small bunkers of dirt on which they brace they machine guns and rifles. Note the wounded man being cared for by his comrade. These red fighters are the cause of the slowing down of the Nazi push in Russia."

Sayın Tulunay, Çetin Altan'ın deyimiyle, "şeytanın gör dediği"ni görmüştü. Bu sorunun iki cevabı olabilir. Birincisi, fotoğraf güney cephesinin yüksek düzlüklerinde, Don Nehri'nin yukarı havzasında çekilmiş olabilir. Fotoğraftaki 14 Temmuz tarihi tam da Almanların başlattığı "Operation Blau" yani Kafkasya cephesini açtıkları günlere denk geliyor.

İkinci ve bana daha ilginç gelen olasılıksa, bu fotoğrafın propaganda amaçlı çekilmiş "bir kare" olması. Bunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz... Bu olasılık da elbet mümkün ve biz bu ayrıntıyı pekala atlamış olabiliriz! "Savaş muhabirliği tarihi", savaş meydanında yaratılmış mizansen fotoğraflarla doludur. Bu yönde aklıma gelen ilk kare, Iwo Jima'ya Amerikalıların bayrak dikmesi sahnesidir.

Madem Mesrur Tulunay algıda bize yeni kapılar açtı, size dünyanın gelmiş geçmiş en büyük savaş muhabirlerinden Roberto Capa'nın, İspanya İç Savaşı sırasında çektiği ve sembolleşmiş karesini tekrar gösterelim. Kolaylıkla tanıyacağınız bu karenin altındaki öbür kareyse, bir İtalyan "fotoğraf tarihçisi" tarafından bulundu. Bu ikinci fotoğraf, Roberto Capa'nın ölümsüzleştirdiği o karenin yer aldığı makaranın devamında yer alıyordu!



Pazar, Ağustos 14, 2005

Acilen "Clark Kent"ler aranıyor!

Bamboocha çekirdek aileyle eğlenmek, dost insanlarla tanışmak, şömine ateşinin önünde keyif çatmak... Bamboocha hayata koca bir kaşıkla dalmak demek!

İyi haberimiz bu. Bendeniz, ailenizin gazetecisi, dördüncü tekil şahıs dostunuz, kalplerdeki kaymak Ali Işıngör, dün, 31 yıllık hayatının en anlamlı, en güzel işlerinden birini yaptı... Bir insanın hayatını kurtardım!

Kendimi bir "Bamboocha", gözlüklerinin arkasından her an uzaya fırlayabilecek bir "Clark Kent" yani Süpermen gibi hissetmeme neden olan olayı anlatayım. İhtiyaç sahibi 35 yaşındaki birine, neredeyse yaşıtım olan bir insana "bir ünite trombosit" vererek, onun yaşamasını sağladım. Hayat kurtarmak çok garip bir duygu, özellikle de kurtardığınız insan yaşıtınız ya da genç bir bebekse...

İsteyen bu yazıyı okumayı, burada bıraksın...

Şimdi kötü haberi veriyorum. Benim "Clark Kent"liğim sadece 24 saat sürecek! Adını dahi bilmediğim bu genç insan, bir önceki gün koskoca İstanbul'da B RH+ kan grubu trombosit sağlayacak bir "insan evladı" bulamamıştı! Dün benim iki saatimi ayırıp, bu insana verdiğim bir ünitelik trombosit, ağır bir lösemi geçiren bu insanı bir 24 saat, bilemediniz bir 48 saat daha yaşatacak...

"İnsan eti ağırdır" der eskiler. "Birisini yaşatmak için bu kadar çabaya değer mi?" diye soracak olanlar, bu kişinin kendi anne-babası, kızı ya da sevdiği insan olduğunu düşünsünler sadece... Dün bana nasıl teşekkür edeceğini bilemeyen Neriman Hanım için içerde bir ünite trombosit bekleyen kişi, onun "sevdiği erkek"ti... Yarın, sizin erkeğiniz ya da kadınınız olabilir bu kişi...

Bilmeyenlere hemen anlatayım: Trombosit, herkesin kanında bulunan ve kanda pıhtılaşmayı sağlayan madde. Bir ünite trombosit bağışlamak istediğinizde bir makineye bağlanıyorsunuz ve bir kolunuzdan alınan kan, bu hücrelerin "çok küçük bir kısmı" alınarak diğer kolunuzdan size geri veriliyor. Bir başka deyişle, vücudunuzdaki kan miktarı azalmadığı için, "kırmızı kan" bağışından sonra görülen halsizlik ve güçten düşme sorununu yaşamıyorsunuz...

Trombositler ortalama ömürleri dokuz gün süren hücreler olduğu için, insan bedeni, vücudundaki trombosit hücrelerini üç gün içinde yenileyebiliyor. Kısacası, size sadece iki saate mal olacak bir işlem bu...

Dün, 14 milyonluk bu kentin tek "Clark Kent"i bendim... Eğer siz de bu ayrıcalığı yaşamak istiyor ve kan grubunuz B RH+ ise, Neriman Hanım'ı 0537 318 21 35 numaralı telefondan arayın...

Ve bana inanın, bir yaşam kurtarmanın ve hayatta bir günlüğüne "Clark Kent" olmanın hiçbir zararı yok...



Not: Neriman Hanım'ın eşi, İstanbul-Cerrahpaşa'da yatıyor. Diğer kan gruplarından birine sahipseniz, yardım edebileceğiniz diğer insanların çığlıklarını buradan duyabilirsiniz...

Cumartesi, Ağustos 13, 2005

Bir geometri objesi olarak kravat

Eylül sayısı için, “Her erkeğin boynunun borcu: Kravat” isimli yazıyı hazırlarken, rüyamda kravat görmüşlüğüm vardır. Öyle ki, sokakta yürürken insanların kravatına gözümü dikip hangi bağlama yöntemini kullandıklarını çözmeye çalıştım. Daha önce duydunuz mu bilmiyorum; Cambridge Üniversitesi’nden fizik doktoru Thomas Fink ve Yong Mao, kravat üzerine ciddi ve uzun süreli bir çalışma yaptılar. Ortaya “kravat bağlamanın matematiksel teorisi” ile birlikte tam 85 ayrı biçimde kravat bağlanabileceği sonucu çıktı!


Bu iki uzmanın çalışmasının temelinde, kravatın “bir geometri objesi” olarak değerlendirilmesi yatıyor. Biri yavaş hareketlerle kravatını bağlarken, diğeri elinde kamerayla bağlama hareketlerini kaydeden iki bilim adamı, bu görüntüleri defalarca izleyip sonuca ulaştılar. Sonuç, matematikçiler arasında “random walk” olarak bilinen ve kravat bağlarken yapılan hareketleri birbirine bağlayan bir haritaydı. Bu harita, yaygın olarak bilinen birkaç kravat bağlama stilinin çok ötesinde, tam 85 ayrı biçimde kravat bağlanabileceğini kanıtladı.

Kişisel gözlemlerime dayanarak şunu söyleyebilirim ki, aradan geçen yüzyıllara rağmen erkeklerin yüzde 90’ı, Windsor dükü Sekizinci Edward’ın yarattığı ve hâlâ onun adıyla anılan “Windsor” tekniğiyle kravatını bağlıyor ve takılabilecek en çirkin kravatları takıyorlar... :)

Cuma, Ağustos 12, 2005

Kitaplar sahiplerini buldu!

"Zerdüşt, İran kökenli ve soyadını mitolojiden seçen şarkıcı kim?"

Bu soruya doğru cevap veren 5,15, 25, 35 ve 45. okurlarımız, bizden Arkabahçe Yayınları'ndan çıkan "Kötülük Labirenti" kitabını kazandılar. Önce bu sorunun şıklarını hatırlayalım:
a) Freddie Mercury
b) Ajda Pekkan
c) Charles Mingus
d) Elvis Presley

Soruya cevap verenlerin büyük bir kısmı, yüzde 71'i doğru cevap olan "a" şıkkını seçmiş... Gelmiş geçmiş en büyük kontrbas ustalarından Charles Mingus'u seçenlerse, yüzde 23 ile hiç azımsanmayacak bir orandaydı. Merak edenlere, diğer şıkların ne oranda seçildiğini söyleyelim. Elvis Presley'i işaretleyenler yüzde 4 oranındayken, geriye kalan yüzde 2'lik bir kitle Ajda Pekkan'ı seçti.

Episode 2 ve Episode 3 arasında geçen ve Star Wars filmlerinde yer almayan olayların anlatıldığı "Kötülük Labirenti" kitabını kazanmaya hak kazanan okurlarımızın adlarıysa şöyle:

Suzan Can
Eren Şıracıoğlu
Kerem Erdoğan
Berivan Akmanoğlu
Onur Akansel

Okurlarımıza kazandıkları kitapların bilgisi, ayrıca elektronik posta yoluyla duyurulacaktır. 19 Ağustos'a kadar bize bildirilmiş olan elektronik postalar aracılığıyla ulaşamadığımız talihliler, haklarını kendilerinden sonra doğru şıkkı işaretleyen okura bırakacaktır.

Yeni yarışmamız, 15 Ağustos Pazartesi günü başlıyor...

Pazartesi, Ağustos 08, 2005

Eylül sayısından "birkaç satır"...

Günümüzde AB ülkelerinin Çin tekstiline karşı uyguladığı kotaların bir benzeri, üç asır önce Hindistan’a uygulanmıştı. Hem de ipek kravatlar yüzünden! “Calico yasaları” ile İngiltere’ye girişi 1702’de yasaklanan kravat kumaşları, ambargoyu delmek için bu kez “bandana” adıyla ve henüz bir koloni olan Amerika üzerinden Avrupa’ya sokuldu! Vahşi Batı'nın tozlu düzlüklerinde kovboyların “tam aradığı şey” olan Hint kravat kumaşı, Amerika’nın yeni sembolü olacaktı...

"Her erkeğin boynunun borcu: Kravat" başlıklı yazıdan...

Çarşamba, Ağustos 03, 2005

Bağır yoksa kaybolursun!

Bağır yoksa kaybolursun! İnternetin asi çocuğu bloglar, sadece haber sitesi ve gazeteleri değil, CNN, BBC gibi haber kanallarını sarsıyor! Bloggerlar, Felluce’de bir gazeteci; Filistin’de evi yıkılan bir çocuk; Almanya’da neo-nazilerden dayak yiyen bir Yahudi; İstanbul’da ise mutsuz bir öğrenci... Tarih kitaplarında adları yazılmayan “sessiz çoğunluk”, milyonlarca sayfa yazıyla, dünyaya ilk defa “biz de varız” diye bağırıyor!

"Mtlda"nın hazırladığı blog dosyası, ağustos sayısında!